DIŞ GEBELİK

January 30th, 2010 by admin No comments »

imagesCAPXVKOK Dış gebelik ( ektopik gebelik ), gebelik materyalinin rahim içindeki boşluk dışında bir yere yerleşmesi durumudur. Her 100 gebeliğin 1’i dış gebelikle sonlanır. Bunların da % 95’i tüplerdedir. Tüm anne ölüm sebepleri arasında 2. sıradadır. Birinci trimester’de ( gebeliğin ilk 3 ayında ) gebeliğe bağlı ölümler arasında birinci sıradadır.

Ektopik gebeliğin sebepleri şunlardır.

MEKANİK SEBEPLER

1: Geçirilmiş Tüp Cerrahisi :

-Tüp cerrahisi geçirmiş kadınlar arasında dış gebelik riski artar. Sterilizasyon amaçlı tüp ligasyonu yapılmış hastalarda görülebilir.  Tüp ligasyonunda kullanılan yöntemin başarısızlığına bağlı gelişir. Tüp ligasyonundan birkaç yıl sonra görülür.Tübün bağlanan yerinden yeni bir kanal oluşmasına bağlı olabilir.

- Tüpleri tıkalı olan infertil hastalarda, tüplerin açılması için yapılan düzeltici cerrahi müdahaleler sonrası dış gebelik görülebilir. Bu tür cerrahi işlemler, tüp bebek uygulamasının yaygınlaşmasıyla artık yapılmamaktadır.

2: Geçirilmiş pelvik enfeksiyonlar :

Rahim ve yumurtalıkları tutan ciddi enfeksiyonlar sonrası, özellikle tüpde oluşan yapışıklıklar veya tüpün fonksiyonunu bozan değişiklikler dış gebelik nedeni olabilir. Geirilen her enfeksiyon atağı, dış gebelik riskini arttırır.

3: Tüp etrafındaki yapışıklıklar:

Geçirilmiş pelvik ameliyatlar ( apandisit ameliyatı , yumurtalık kisti ameliyatı,dış gebelik ameliyatı v.s.), geçirilmiş pelvik enfeksiyonlar, endometriosis de dış gebelik nedenlerindendir.

4: Tüp anormallikleri:

Doğuştan, tüpte mevcut olan yapısal anormalliklerde de dış gebelik olabilir. Bu durum çok nadir görülür.

FONKSİYONEL SEBEPLER

Tüplerde fertilize olmuş yumurtanın, rahime taşınması sırasında bazı faktörler rahime taşınmayı olumsuz etkileyebilirler. Sadece progestin içeren doğum kontrol hapları, yüksek doz progesteron kullanımı, yüksek doz östrojen içeren gebeliği önleyici ertesi gün hapları buna sebep olabilirler.

Ayrıca, sigara içimi ( riski 2 kat arttırır ), vajinal duş da sebepler arasında sayılabilir.

Son 20 yılda dış gebelik sayısında artış vardır. Bunun sebebi cinsel temasla bulaşan hastalıklara bağlı pelvik enfeksiyonların artması olabilir. Ayrıca bHCG testleri ile erken dönemde tanı konabilmektedir. Dış gebeliğin bir kısmı düşük v.s. ile kendiliğinden yok olabilmektedir. bHCG testi ile erken dönemde bunlara da tanı konuyor olması, dış gebelik sayısını arttırmaktadır.

DIŞ GEBELİK NERDE YERLEŞİR ?

imagesCAC65H8F Dış gebeliklerin hemen hemen tamamı tüplerde yerleşir. Bunun dışında, karın içinde ( abdominal ), yumurtalık üzerinde ( ovaryan ), rahim ağzında ( servikal ) olabilir.

TÜPLERDE OLAN GEBELİK NASIL SONLANIR?

TÜPLERDE OLAN GEBELİKLER ŞU ŞEKİLDE SONLANABİLİRLER:

Gebelik ürünü tüpten karın içi boşluğa atılabilir ( tubal abortus ). Tüpten karın içine kanamanın miktarına göre az veya çok ağrı olur. Az kanama olduysa belirtiler kaybolur. Kanama fazla ise ameliyat gerekir.

İnvolusyon: Dış gebelik materyali kendiliğinden resorbe olur ( kaybolur).

Rüptür ( tüpün yırtılması ) : Tüpte daha fazla gelişemeyen gebelik, tüp duvarını yırtar ve şiddetli karın içi kanamaya sebep olur.Genellikle 6-12 hafta gebeliklerde olur.Acil cerrahi müdahale gerekir. Tüpten kanama olan yerde kanama durdurulur veya tüpün o kısmı alınır. Eğer, tüpün rahime girdiği yerde dış gebelik olduysa, çok ciddi kanama nedeniyle rahim de alınabilir.

TANI NASIL KONUR?

Dış gebeliğe, rüptür olup olmamasına bağlı olarak değişik şekillerde tanı konur. Adet gecikmesi sonrası düzensiz vajinal kanamalar, karın ağrısı dış gebeliği düşündürmelidir. Karın içine olan kanama miktarına bağlı olarak, karın ağrısı ve sonrası hastayı şoka sokacak durumlar olabilir.

En sık görülen belirti karın-kasık ağrısıdır.  Adet gecikmesi sonrası vajinal kanamalar da sık görülür. Rüptür olursa, aniden bıçak saplanır gibi ağrı ile acil servislere başvururlar. Beraberinde baş dönmesi, baygınlık olabilir.  Muayene, kan tetkiki ve ultrason ile tanı konur.

Rüptür yoksa,  adet gecikmesi sonrası olan kanamaları bazen hastalar adet kanaması gibi değerlendirebilirler. Ancak her zamankinden az ve uzun sürelidir. Ultrason ve kan testi ile tanı konabilir.

Dış gebelikle karışan durumlar olabilir. Bunlar; rüptüre olmuş yumurtalık kisti, düşük, pelvik enfeksiyon, apandisit v.s. dir.

Dış gebeliklerde kanda human chorionic gonadotropin (bHCG ) düzeyi normal gebeliklere göre düşüktür. Normal, rahim içi gebeliklerde, bHCG düzeyi 48 saatte en az % 66’lık artış gösterir. Dış gebeliklerde bu artış olmaz. bHCG değeri 1200’ün üzerinde ise ve vajinal ultrason ile rahim içi gebelik görünmüyorsa veya bHC G değeri 1500’ün üzerinde ve abdominal ultrasonla rahim içi gebelik görünmüyorsa dış gebelikten şüphelenmek gerekir.

Kanaması olan hastada düşük mü yaptığı, yoksa dış gebelik mi olduğu kürtajla da anlaşılabilir.  Kürtajda gelen materyal patolojiye gönderilir. Eğer fetüs veya plasentaya ait doku yok diye rapor edilirse dış gebelik tanısı konmuş olur.

Laparoskopi ile de henüz rüptüre olmamış dış gebelik tanısı konur ve tedavisi yapılır.

Hastanın aşırı kanama nedeniyle şoka gireceği düşünülen durumlarda, laparoskopi imkanı yoksa, laparotomi ( açık cerrahi ) de yapılabilir.

TEDAVİ:

images Cerrahi tedavi:

En sık kullanılan tedavi şeklidir. Laparotomi veya laparoskopi yapılabilir. Cerahi metod seçiminde hastanın çocuk isteği, dış gebeliğin yerleşim yeri, hastanın klinik durumu, dış gebeliğin büyüklüğü ve yeri, rüptüre olup olmadığı, cerrahın deneyimi ve teknik olanakları rol oynar. En sık kullanılan yöntem laparoskopidir. Daha sonraki üreme fonksiyonlarının devamı ile ilgili olarak, laparoskopi veya laparotominin farkı yoktur. Ancak laparoskopide hastanın iyileşme süresi daha kısa olur.

Cerrahi yöntem olarak, salpingoostomi ( tüpün açılarak dış gebelik materyalinin çıkartılması ), segmental rezeksiyon ( tüpün dış gebelik olan kısmının kesilerek çıkartılması ),  milking ( dış gebelik materyalinin tüpün ucundan sıkılarak boşaltılması ) yapılabilir. Veya gerekiyorsa tüpün tamamı çıkartılır ( salpenjektomi ).

Tıbbi tedavi:

Rüptüre olmamış gebeliklerde son yıllarda tıbbi tedavi uygulanmaktadır. Tıbbi tedavide kullanılan ilaç methotraxate’dir. Trofoblastik dokuya karşı etkili bir ilaçdır.  Folik asit antagonistidir. DNA sentezini bozan bir kemoterapotik ajandır.

Hasta seçiminde dikkat edilmesi gereken durumlar vardır.

Hasta sağlıklı, kan tablosu normal ve uyumlu olmalıdır.

Kan değerleri, karaciğer-böbrek fonksiyon testleri normal olmalıdır.

Rahim içi gebelik olmadığından emin olunmalıdır.

Dış gebeliğin ultrason ölçümünde çapı en fazla 4cm ve altında olmalıdır.

Rüptür bulgusu olmamalıdır.

bHCG değerinin 10000 mIU/ml’den fazla oluşu ve fetal kalp atımının olduğu durumlarda uygulanmaz.

Gebelik 6 haftadan küçükse başarı şansı yüksektir.

Tedavide tek doz ve multi doz şemaları vardır. Tek doz tedavisinin uygulanması ve takibi daha kolaydır.Ancak başarısızlık oranı daha yüksektir. Tek doz tedaviden sonra ikinci doz uygulama ihtimali %25-30 kadardır. Tek doz uygulamada 50 mg/metrekare vücut ölçüsü adele içine uygulanır. Tedavi sonucunu görmek için bHCG ölçümleri yapılır. Genellikle 4. güne kadar bHCG değeri yükselmeye devam eder. methotraxate sonrası bHCG kaybolması genellikle 14-21 günde olur. Başarısız tedavide %15’den fazla düşme olmaz. Bu durumda doz haftada bir tekrarlanır. bHCG değeri düşmeye devam ettiği sürece negatif olana kadar tedaviye devam edilir.

Karın ağrısı olan hastalarda dış gebeliğin devam ettiğinden şüphelenilmelidir. Methotraxate verilen hastaların %75’inde birkaç gün sonra giderek artan karın ağrısı olabilir. Bu ‘’ayrılma ağrısı’’ genellikle hafif olup, basit ağrı kesicilere cevap verir.Ciddi ağrı varsa rüptür düşünülmelidir.

Başarısız tedavi sonrası rüptür ihtimali %25’dir.

Cerrahi tedavinin dış gebeliğin yerleştiği yer nedeniyle riskli olduğu durumlarda ilaç tedavisi en iyisidir. Rahim ağzı, yumurtalık, tüpün rahime girdiği yerdeki dış gebeliklerde ilaç tedavisi daha iyidir.

TÜPDE OLMAYAN DIŞ GEBELİKLER:

Karın içi ( abdominal ) gebelik:

1/3300-1/25000 canlı doğumda görülür.Tanı konduğu anda sonlandırmak gerekir. Cerrahide fetüs çıkartıldıktan sonra plasentanın yerine ve durumuna bakmak gerekir. Plasenta omentuma yapışık ise, omentumla beraber çıkartılır.diğer yerlerde çıkartılması risk taşıyorsa, çok kan kaybına neden olacaksa yerinde bırakılır. Bu durum ileus, sepsis abseyle sonuçlanır.

Yumurtalıkta ( ovaryan ) gebelik:

1/7000-1/40000 canlı doğumda görülür.

Genellikle erken dönemde rüptür ile sonuçlanır.

Tedavisi cerrahidir.

Rahim ağzı ( servikal ) gebelik:

1/1000-1/16000 canlı doğumda görülür. %90 hastada ağrısız, aşırı vajinal kanama görülür. Ultrasonla tanı konabilir. Cerrahi olmayan yöntemlerle tedavi edilmeye çalışılır.

MENAPOZ

January 30th, 2010 by admin No comments »
man_menopause

Menapoz, yumurtalığın fonksiyon kaybına bağlı olarak, adetin tamamen sona ermesidir.Menapozdan hemen önce ve sonraki dönemlere ‘’perimenapoz’, ve menapoz sonrası yıllara geçiş sürecine de ‘’klimakterium’’ denirİnsanların ortalama yaşam süresi uzadıkça, menapoz sorunları daha fazla karşılaşılan sorunlar olmaya başlamıştır. Ortalama menapoz yaşının 50 olduğunu düşünürsek, ve kadınların ortalama yaşam süresini 80 kabul edersek, kadın yaşamının 1/3’ ünden fazlası menapozda geçiyor demektir.

Premenapozal dönemde yumurtalığın yaşlanması sonucu bazı fonksiyon bozulmaları başlar. En önemli kadınlık hormonu olan östrojen ( estradiol ) seviyeleri düşmeye başlar.Azalan yumurta sayısı ile birlikte, FSH ( follikül uyarıcı hormon ) salınımını baskılayan inhibin azalır. Erken dönemlerde LH( luteinize edici hormon ) seviyeleri pek değişmez. Yine bu dönemde yumurtaları uyarabilmek için fazla salınan FSH östrojen seviyesini de yükseltir. Bu dönemde normalin 2-3 katı östrojen salınabilir. Bu yüksek östrojen düzeyi de yumurtlama olmadığı aylarda rahim içini döşeyen endometriumun aşırı gelişmesine sebep olup, perimenapozal dönemde düzensiz kanamalara yol açabilecektir.

Menapoza sekonder oluşan fizyolojik değişiklikler de kadının yaşamını tehdit eden önemli sağlık sorunlarına neden olacaktır. Başlangıçta vasomotor semptomlar ( ateş basmaları ), düzensiz kanamalar, ürogenital şikayetler en sık karşılaşılan sorunlar iken, ilerleyen zamanda kalp-damar sistemiyle ilgili problemler ve osteoporoz ( kemik erimesi ) ön plana çıkacaktır.

elderly_jolly_lady Adetin birden kesilmesi nadir görülür. Önceleri adette düzensizlikler, adet gecikmeleri ve sonrasında tamamen kesilme olur. Bu süre yaklaşık 6 ay-1 yıl gibidir.1 yıl adet görmeme sonrası kanama pek görülmez. Artık menapoza girilmiştir.

Vajen, vulva, üretrada östrojen reseptörleri çok fazladır. Östrajen bu bölgeyi canlı tutar. Östrojenin azalmasına bağlı bu dokularda atrofi ( kuruma ) olur. Bu dokularda kollajen ve yağ dokusu içeriği azalır. Travma, enfeksiyon, ağrılı ilişki şikayetleri olur. rahim ağzı salgısı azalır. Bu da ilişkide zorluk yapar. üreme organları destek dokularında da östrojen azalmasına bağlı sekonder tonus kaybı olur.Sık idrara çıkma, idrar kaçırma şikayetleri olur. Bu değişiklikler 4-5 yıl içerisinde bütün menapozdaki kadınlarda görülecektir. Meme boyutlarında azalma olur.

Sıcak basmaları menapozun en tipik bulgularındandır. Birden başlayan, sıklıkla baş ve boyundan başlayıp bütün vücuda yayılan sıcaklık duygusu olur. 30 saniye ile birkaç dakika arasında sürer. Her kadında farklı olmakla beraber, kadınların yaklaşık % 75’inde bu şikayetler olur. Bir kısmında sosyal yaşantısını etkileyecek kadar oalur. Bu şikayet kadınların % 80’inde 1 ıl içinde geçer. %20’inde ise 5 yıla kadar sürebilir.

Sıcak basması gece uyanmalara, uyku bozukluklarına yol açar. Tedavide östrojen verilmesi en yaygın yaklaşımdır.

Menapoz sonrası kemik erimesi artar. Erken menapozda kemik erimesi daha hızlı olur. Postmenapozal kemik erimesinde de sebep, östrojen yetersizliğidir. Menapoz sonrası en hızlı kemik erimesi ilk 3-6 yılda olmaktadır. Kemik kitlesinde azalma kırıklara yol açacaktır. En sık omurga, kalça ve femur başı kırıkları görülür. Osteoporozlu hastalarda erken dönemde östrojen başlanması ile osteoporotik kırık riski % 50 azalmaktadır. Östrojen tedavisine kalsiyum ve vit D eklenmesi östrojen dozunu azaltacaktır. Fiziksel aktivite ve güneşten yararlanmak ta önemlidir.

BEBEĞİN GELİŞİMİ ( GÖRSEL )

January 30th, 2010 by admin No comments »

A

B

C

D (2)

E

F

G

H

I

J

K

L

M

KISIRLIK ( İNFERTİLİTE )

January 29th, 2010 by admin No comments »

closeup_100x100Kısırlık; düzenli, korunmasız  ilişkiye rağmen 1 yıl içinde gebelik olmaması durumudur.  İlk yapılan muayenelerde ve tetkiklerde bir sorun yoksa, ileri işlemler için genç çiftlerde bekleme süresi 1 yıldan daha uzun olabilir. Kadın yaşı 35′in üzerinde ise veya öykü ve fizik muayenesinde kısırlık ile ilişkisi olabilecek herhangi bir bulgu varsa araştırmalar daha erken başlatılmalıdır.

Gebelik olabilmesi için haftada en az bir kez cinsel ilişki olmalıdır. Cinsel ilişkinin seyrek olduğu durumlarda gebelik şansı azalır. Gebelik olabilmesi için ideal cinsel birleşme sıklığı haftada 2-3 defadır. Özellikle ilişkiler yumurtlama dönemine denk getirilirse gebelik şansı artar. Hiçbir sorun olmasa da, bir aylık korunmasız ilişkide gebelik şansının % 15 civarında olduğunu bilmek gerekir.

KISIRLIĞIN ARAŞTIRILMASI

İlk yapılması gereken tam bir jinekolojik öykü ve muayenedir. Adet düzeni, geçirdiği hastalıklar, varsa önceki gebelikleri ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir. Muayenede ve öyküde sorun yoksa, erkeğin araştırılmasına geçilir.

İkinci sırada erkeğin  semen analizi gelir. Semen analizi ( meni tahlili ) 2 ay aralıklarla en az iki defa tekrarlanmalıdır. Semen analizi normal ise erkekte sorun yok demektir. Semen analizi normal olan bir erkeğin muayenesine de gerek yoktur. Normal semen analizi ile beraber olan testis damarlarının genişlemesi yani varikosel kısırlık sebebi olmaz. Önemli olan semen analizindeki değerlerdir.

Semen analizi ile eş zamanlı olarak kadının yumurtlayıp yumurtlamadığına bakılmalıdır. Bu amaçla adetin 19-21. günleri arasında basit bir hormon tahlili (progesteron) yapılabileceği gibi adetten sonra 1-2 gün aralarla yapılan ultrason takipleri veya yine 19-21. günlerde idrarda LH ölçümleri de yapılabilir. Adet düzeni normal olan kadınların %95′inde yumurtlama sorunu yoktur.

Kadında en önemli testlerinden biri yumurtalık kapasitesinin ( yumurtalık rezervi ) saptanmasıdır.  Adetin 2. gününde yapılacak LH, FSH,  estradiol testleri bize yardımcı olacaktır. Ayrıca, adet döneminde vajinal ultrason yapılarak yumurtalıklar içindeki primordial foliküller (içinde yumurta barındıran minik kistler) sayılır. İki yumurtalıkta toplam 6 taneden az primordial folikül varsa yumurtalık kapasitesi azalmış demektir. Kadınlar da yumurtalık kapasitesi 37 yaşından itibaren azalmaya başlar ve 44 yaşından sonra kadının çocuk sahibi olabilmesi çok zorlaşır. Bazen yumurtalık kapasitesi daha erken azalır. Özellikle ailesinde erken menopoz olan , daha önce yumurtalıklarından kist aldırmış olan , tek yumurtalığı alınmış olan , endometriosis öyküsü olan kadınlarda, genç kısır çiftlerde ve tekrarlayan düşükleri olan çiftlerde yumurtalık kapasitesinin çok dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerekir.

Semen analizi, yumurtlaması ve yumurtalık kapasitesi normal olan çiftlerde sonraki aşama, kadının tüplerinin açık olup olmadığının araştırılmasıdır. Bunun için rahim filmi ( HSG-histerosalpingografi) çekilmesi gerekir. HSG basit ve çoğu zaman ağrısız bir işlem olmasına rağmen teknik olarak ilacın hızlı ve basınçlı verilmesine bağlı rahimde kramplar yapabilir. Bazı kadınlar film çekilmesi sırasındaki ağrıyı adet ağrısı şeklinde tarif ederler. Çok korkan kadınlarda, genel anestezi ile işlem yapılabilir. Film, adetin bitiminden hemen sonra yapılmalıdır. Bu şekilde rahim içi daha iyi görülür ve yumurtlama döneminden sonra olabilecek çok erken bir gebeliğe zarar verme olasılığı ortadan kaldırılır. HSG ile rahim iç boşluğu ve tüpler değerlendirilir. Rahim içerisinde polip, myom, yapışıklık gibi durumlar görülür.Tüplerin açık olup olmadığı ve kapalı ise hangi seviyede kapalı oldukları anlaşılabilir. Özellikle tek tüpün rahme bitişik olduğu yerden kapalı olması durumu bazen ilacın basınçlı verilmesi sonucunda tüpte kasılma olmasına bağlıdır. Bu durumda gerçek değil yalancı bir tıkanıklık vardır. HSG ile karın içindeki yapışıklıkları ve bunların şiddetini anlama olasılığı azdır. HSG tüplerin açık olup olmadıkları hakkında bilgi verdiği halde tüplerin işlevi hakkında bilgi vermez. HSG sırasında bazı hastalarda ilaç verilme işlemi tüplerdeki hafif tıkanıklıkları açabilir ve HSG sonrası bu hastalarda 1-2 ay içerisinde kendiliğinden gebelik görülebilir. HSG çekildiği ay gebe kalınması istenmez. Çünkü yumurtalıklar şua almıştır.

Öyküsünde ve fizik muayenesinde herhangi bir bulgusu olmayan kadınlarda karın içinin gözlenmesi işlemi olan laparoskopi adı verilen bir işlem yapılabilir. Laparoskopi eskiden çok sık kullanılan bir teknik olmasına karşın bugün özellikle tanısal anlamda kullanımı oldukça kısıtlanmıştır. Son zamanlarda laporoskopi daha çok cerrahi müdahalelerde kullanılmaktadır.Genel anestezi ile ve ameliyathane şartlarında yapılır.

HSG’de rahim içerisinde, rahim içinin normal yapısını bozan bulgu ( polip, myom, yapışıklık gibi ) varsa, histeroskopi yapılması gerekir. Histeroskopi sırasında mevcut sorunun da giderilmesi mümkün olabilir. Ofis histeroskopisi şeklinde, cerrahi müdahale birimlerinde de yapılabilir.

İKİLİ TEST ( Birinci trimester tarama testi)

January 29th, 2010 by admin No comments »

Down sendromu tarama testleri prenatal risk değerlendirilmesi amacıyla rutin olarak uygulanmaktadır.Down sendromu (trizomi 21) 700 canlı doğumdan 1’inde rastlanan, en yaygın kromozom anomalisidir. Anne yaşının artması ile paralel olarak Down sendromu görülme riski de artar. Down sendromunun kesin tanısı fetal kromozom analizi ile konur. Genetik analiz için amniosentez veya koryon villus biyopsisi gibi invazif uygulamalar gereklidir. Bu invazif girişimler sonucunda %0.5-%1 oranında gebelik düşükle sonlanmaktadır. Bu nedenle kromozom anomalili bebek  doğurma riski yüksek gebeleri saptayarak sitogenetik analiz gereksinimini azaltan tarama testleri öncelikle tercih edilmektedir.

1990’lı yıllarda yeni bir tarama yöntemi olarak gebeliğin 11. ile 14. haftaları arasında 1. trimester tarama testi uygulanmaya başlanmıştır. Bu testte ultrasonografik olarak bebeğin ense kalınlığı (nuchal translucency- NT) ölçülerek ve anneden alınan kan örneğinde serbest beta hCG ve PAPP-A (pregnancy – associated plasma protein A) analiz edilerek değerlendirme yapılır.

I. TRİMESTER DOWN TARAMA TESTİNİN BİYOKİMYASAL PARAMETRELERİ

1. trimester’de kromozomal anomalilerin saptanmasında kullanılan en önemli iki parametre PAPP-A ve serbest ß-hCG’dir. Gebeliğin 8. ile 14. haftaları arasında farklı biyokimyasal parametreler anne yaşı ile birlikte değerlendirildiğinde sadece PAPP-A ve serbest ß-hCG’nin trisomi 21 saptanmasında önemli olduğu görülmüştür

. Örnek alınması için en uygun zaman gebeliğin 11.-13. haftaları arasında olan dönemdir. Aynı dönemde gebelik haftasının CRL ölçümü ile de doğrulanması gerekmektedir. Böylece gebelik yaşı ile bu biyokimyasal parametreler arasında doğru bir korelasyon sağlanır. Normalde gebelik ilerledikçe anne kanında serbest ß-hCG düzeyi azalır. Down sendromundan etkilenen olgularda 1. trimester’de serbest ß-hCG düzeyinin sağlıklı gebelere göre iki kat yüksek olduğu görülmüştür. Diğer bir parametre PAPP-A ise plasenta tarafından üretilen özgül bir glikoprotein olup gebelik haftası ilerledikçe serum düzeyi artar. Down sendromunda 1. trimester’de PAPP-A düzeyi normal gebelere göre daha düşük bulunmuştur. Anne yaşı ile birlikte bu iki biyokimyasal parametrenin kombinasyonu sonucunda trizomi 21’li fetusların yaklaşık 2/3’ü saptanabilmektedir.  Gebeli¤in 11. ile 14. haftaları arasındaki dönemde ense kalınlığının ultrasonografik olarak ölçümü oldukça hassas bir parametredir. Beraberinde CRL de ölçülmelidir. Düşük NT kalınlığı fizyolojiktir. NT’nin çapı arttıkça fetal anomali (kromozomal anomaliler, kalp anomalileri, vb.) riski artar. Trizomi 21 olgularının %72’sinde fetal NT kalınlığı normal sınırın 95. persantil üzerindedir. NT, anne yaşı ile birlikte  değerlendirildiğinde trisomi 21 riski taşıyan olguların yaklaşık 2/3’ü saptanabilir. NT ölçümü bu testin en önemli parametresini oluşturmaktadır. İyi bir NT ölçümü gelişmiş bir ultrasonografi cihazı ile  FMF ( Fetal Medicine Foundation) ‘in belirlediği prensipler doğrultusunda yapılmalıdır.

I. TR‹MESTER DOWN TARAMA TESTİ UYGULAMASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN NOKTALAR:

- NT ölçümü iyi bir ultrasonografik cihaz ile  yapılmalıdır.

- NT ölçümü ile birlikte aynı zamanda mutlaka CRL ölçümü de yapılmalıdır.

- Burun kemiği ölçümü yapılmalıdır. Down sendromlu bebeklerin 2/3 ünde burun kemiği yoktur veya ufaktır

- Ultrasonografik ölçümlerin yapıldığı aynı gün içerisinde anneden kan örneği alınır.

CRL ölçümü ile gebelik haftası doğru olarak saptanacak ve böylece serumda analiz edilen biyokimyasal parametreler (serbest ß-hCG, PAPP-A) ile gestasyonel yaşı arasında doğru bir korelasyon sağlanacaktır.

1. trimester Down tarama testinde fetal ultrasonografik ölçümler ile anne serumunda biyokimyasal parametrelerin ölçümü aynı gün içerisinde yapıldığndan gebelik haftası doğru olarak saptanır. Böylece trizomi 21 açısından risk de doğru hesaplanacağından 2. trimester tarama testinin yalancı pozitiflik oranının yüksek olmasının neden olduğu gereksiz invazif girişimlere yol açmayacaktır. Bu testin bir diğer avantajı çoğul gebelikler için de güvenilir bir şekilde uygulanır olmasıdır. Çoğul gebeliklerde her fetus için ayrı ayrı risk hesaplanır. Testin çoğul gebeliklerde trisomi 21 saptama oranı %89’dur.

Sonuç olarak; 1. trimester Down tarama testi daha erken dönemde ve daha hassas olarak ( %90 oranında) Down sendromu riskinin hesaplanmasına imkan sağlamaktadır. Tarama testi sonuçları değerlendirildiğinde yüksek riskli gruptaki gebelere gerekli görülür ise fetal kromozom analizi yapılır.

Hamile Kalamama

January 28th, 2010 by admin No comments »

Hamile Kalamıyormusunuz?

Hemde Neredeyse 12 aydır eşinizle cinsel ilişkiye giriyorsunuz.

Görünürde İkinizde de herşey yolunda ama çocuğunuz olmuyormu.

Cevabını bir de şuralarda arayın

DÖRTLÜ TEST NEDİR?

January 28th, 2010 by admin No comments »


Dörtlü test tıpkı ikili test ve üçlü test gibi Down Sendromu, nöral tüp defekti ve Trizomi 18 adı verilen hastalıkların bebekte olma riskini belirleyen bir tarama testidir. Eğer risk yüksek çıkarsa bu annede ileri ve tanı koydurucu incelemelerin yapılması gündeme gelir.
Dörtlü test anneden alınan kan örneğinde dört değişik maddenin düzeylerinin saptanması temeline dayanır. Bu maddelerin düzeyleri, annenin beklenen doğum tarihindeki yaşı, sigara kullanımı, kilosu ve boyu gibi değişkenler de göz önüne alınarak bilgisayar programları tarafından işlenir ve sonuçta bir risk belirlenir.

Dörtlü teste incelenen maddeler şunlardır:

-beta-hCG Human chorionic gonadotropin (hCG) : Gebeliğin temel hormonudur. Hamileliğin erken dönemlerinde yükselmeye başlar 14-16. haftalar arasında en yüksek değerine ulaştıktan sonra yavaş yavaş azalır

-Alfa-feto protein (AFP): Alfa feto protein bebeğin karaciğerinden salgılanan bir protiendir. Bebekten amniyon sıvısına oradan da anne adayını kanına geçer. Gebeliğin seyri sırasında anne adayının kanındaki düzeyi yavaş ama düzenli bir artış gösterir.

-Estriol (E3) Estriol ise yine bebeğe ait bir doku olan plasentadan salgılanan bir çeşit östrojen hormonudur.

-Dimerik inhibin-A (DIA) : Gebelikte, plasentada inhibin-A üretilir ve bu annenin kan dolaşımına katılır.

Hamile kadınların kanındaki inhibin-A düzeyi ilk 10 hafta boyunca giderek artış gösterir ve daha sonra yaklaşık 25. haftaya kadar sabit kalır. Son trimester’a girildiğinde yeniden yükselmeye başlar ve miadda en yüksek düzeylerine ulaşır.

Yapılan araştırmalarda bebekte Down Sendromu olması durumunda kan inhibin-A düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu yükseklik nedeni ile inhibin-A düzeylerinin Down sendromu için tarama testi olarak kullanılabileceği düşünülmüştür. Ancak tek başına değerlendirildiğinde inhibin-A Down Sendromlu olguların sadece %41′ini tanıyabilmektedir. Bu nedenle değişik maddeler ile bir arada değerlendirilmeleri yapılmış ve en yüksek duyarlılığın diğer üç madde ile bir arada değerlendirildiğinde elde edildiği bulunmuştur.

Dörtlü test ne zaman yapılır?

Dörtlü test için ideal zaman hamileliğin 16-18. haftalarıdır.

Dörtlü testte Down sendromu, nöral tüp defekti ya da Trizomi 18 açısından riskin kabul edilen normal sınırın üzerinde çıkması durumunda pozitif testten söz edilir. Pozitif test bebekte kesin hastalık varlığını göstermezken negatif test de sağlıklı ve sağlam bir bebeğin garantisini vermez.

Pozitif test varlığında ne yapılmalıdır?Bir tarama testi olan dörtlü testin pozitif çıkması yani riskin yüksek olarak saptanması durumunda izlenebilecek birkaç alternatif yol vardır. Bunlardan ilki anne yaşı ve ultrason bulgusu ne olursa olsun amniyosentez yapmak ve Down sendromu olup olmadığını kesin olarak saptamaktır. Pozitif test varlığında en sık tercih edilen yöntem budur.

İkinci seçenek ise detaylı ultrason incelemesi yaparak testin pozitif çıkmasına yol açan durum ile ilgili olabilecek ultrason bulgularını aramak ve bu bulguların ışığında amniyosenteze karar vermektir. Bu yönteme ancak riskin sınırda olduğu ya da anne adayının amniyosenteze sıcak bakmadığı durumlarda başvurulmalıdır.

Dörtlü testin güvenilirliği ne kadardır?Dörtlü testin güvenilirliğinin üçlü teste göre daha yüksek olduğu ileri sürülmektedir. %81 oranında başarılı olduğu ileri sürülmüştür. Yirmi üç bin kadın üzerinde yapılan bir başka çalışmada ise %85′lik başarı bildirilmiştir.

Dörtlü test çok yeni bir test olduğundan yaygın şekilde kullanıma girmesi ve güvenilirliğinin daha gerçekçi hesaplanması için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Amerikada her yıl yaklaşık 1 milyon anneye dörtlü test yapılmaktadır.

ÜÇLÜ TARAMA TESTİ ( İkinci trimester tarama testi )

January 17th, 2010 by admin No comments »

Down Sendromu (Trisomy 21) doğumda en fazla görülen kromozom anomalisidir. Down Sendromu görülme oranının yaşla arttığı bilinmektedir. Down Sendromlu gebeliklerin çoğu terme ulaşmadan  düşük veya anne karnında  ölüm ile sonlanır.

Down Sendromlu gebeliklerin ortaya çıkarılmasında, önceleri yalnızca anne yaşı kullanılmakta idi. Belli bir yaşın üzerindeki annelere Amniyosentez / Koriyon Villus Asprirasyonu gibi invaziv girişimler yapılarak kromozom analizi yapılmakta idi. Ancak yapılan çalışmalarda, tüm Down Sendromu olgularının ancak %25-35′ nin 35 yaş üzerinde bulunduğunun,  %70-%80′ne varan kısmının ise daha genç yaş grubunda ortaya çıktığını göstermiştir. Tek başına yaşın bu kadar yetersiz oluşu, başka parametrelerin araştırılmasına yol açmıştır.

1984 yılında Down Sendromlu gebeliklerde 2. Trimester’de bakılan maternal serum AFP ( alfa feto protein ) , amniyon sıvısı AFP ve fetal serum AFP değerlerinin normalden daha düşük olduğu sonucuna varılmıştır.

Buna göre Down Sendromlu bebeklerde karaciğerden AFP yetersiz oranda sentezlenmekte, buna bağlı olarak fetal serum AFP amnion sıvısı AFP ve maternal serum AFP normalden düşük bulunmaktadır.

1987 yılında Down Sendromlu gebeliklerde, normal gebelik ile kıyaslandığında, maternal serum total hCG’nin normal gebelikteki değerinden daha yüksek olduğu bulunmuştur.

1988 yılında Down Sendromlu gebeliklerde maternal serum konjuge olmamış Estriol (uE3) düzeylerinin normal gebeliklerden anlamlı oranda düşük olduğu sonucuna varılmıştır.

Bu 3 maddenin maternal serum düzeylerinin yaşla ve birbirleriyle korelasyon göstermesi nedeni ile Down Sendromu taramasında yaş ile birlikte her üçünün de kullanılmasının uygun olacağı görüşü günümüzde kabul görmektedir.

Yalnız başına yaş kullanılarak Down Sendromu’nun ancak %30′u ; her 4 parametre beraber kullanınsa %61′nin yakalanabileceği görülmektedir.

Trisomy 21 dışında, Trisomy 18 durumunda da maternal serum AFP’nin, maternal serum uE3′ün ve maternal serum hCG değerlerinin düşük olduğu saptanmıştır.

İkili testten farklı olarak 2. Trimesterde  yapılması nedeniyle trizomi 18 ve nöral tüp defektlerinin ( bebekte bel veya sırtta omurgada açıklık ve felçle seyreden bir hastalık) de tanısının koyulabilmesi, üçlü testin bir üstünlüğüdür. Üçlü test ile nöral tüp defektlerinin yaklaşık % 90’ı yakalanabilmektedir. O nedenle anneye ikili test yapılmış bile olsa, nöral tüp defektini de yakalayabilmek için üçlü test önerilmelidir. Nöral tüp defektleri dikkatli yapılan bir ultrason ile de yakalanabilir.

Bu test sonucunda belirlenen risk down sendromu, trizomi 18 açısından 1/270 den fazla ise Amniosentez (anne karnından girilerek bebekten su alma işlemi) yapılması gerekmektedir. Aynı şekilde trizomi 18 için risk sınırı:1/100 olarak kabul edilmektedir. Biz her hastamıza ikili ve üçlü zeka testlerini düzenli olarak uygulamaktayız.

ÜÇLÜ TARAMA TESTİ NE ZAMAN YAPILMALI

Üçlü tarama testi 16-22. Gebelik Haftaları arasında  yapılmalıdır.  İdeali 16-18 hafta arasıdır.

İlerleyen Gebelik Haftalarında Açık Nöral Tüp Defekti’ne rağmen maternal serum AFP düzeyinin normal çıkabileceği unutulmamalı, bu nedenle ideal olarak değerlendirilen Gebelik Haftaları’nda Üçlü Tarama Testi yapılmalıdır.

Unutulmaması gereken en önemli nokta, 35 yaşın üzerindeki gebelere Prenatal Tanı mutlaka önerilmelidir. Temelde bir tarama testi olan Üçlü Test, hiçbir zaman bebekte Down Sendromu olup olmadığını göstermez, sadece gebenin yaş ve diğer özelliklere göre Down Sendromu riskini  gösterir.

Soğuk havalarda öpüşmeyin

October 28th, 2009 by admin No comments »

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İsmail Balık, domuz gribinden korunmak için bu kış ülkemize özgü kötü bir alışkanlık olan öpüşme ve tokalaşma alışkanlığından vazgeçmeliyiz” diye konuştu.

Trafik kalp krizi riskini artırıyor

October 18th, 2009 by admin No comments »

Uzmanlar tarafından yapılan araştırma ve çalışmalar, sürekli biçimde trafik gürültüsüne maruz kalmanın kalp krizi geçirme riskini artırdığını ortaya çıkardı.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, büyük şehirlerde her gün yaşanan trafik yoğunluğu ve buna bağlı olarak araç içinde geçirilen uzun zamanın sağlığı ciddi biçimde etkilediğini söyledi.
Trafikte uzun süre geçirmenin [...]